çip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2009 Salı

Amy ile Ortaklık düşüncesi...


Amy Winehouse,ilk çıktığı günden beri takip ettiğim bir kadife sestir.Çok canlı izledim onu,canlı olmasa neden izliyim hem zaten. Birgün oturdum izliyorum,ve kafamda şimşekler çaktı.İsim marka,ses karizma,geriye bas bas paraları Leyla kalıyor dedim. Konser sonrası kulise gittim,lafladık.Kameraya ''Marhaba Turkiye'' dedi.Ona ülkemiz hakkında ne bilip bilmediğini sordum.Direk Şiş Kebap dedi.Sinirlendim,o arap yemeğidir dedim.Performansın manyaktı,dile benden ne dilersen Amy dedim,yaptığı patavatsızlık yüzünden özür diledi.Affettim,en asıl olan insan dedim.Peki,Türkiyeye yatırım yapmak istermisin diye sordum.Gözleri faltaşı gibi açıldı,olay ne dedi.Alkol ile arası iyiydi,birşey bulmam lazımdı,hemen 5 saniye gibi bir zamanda...''Winehouse'' dedim...baktı bana.Çip,manyak fikir dedi! Anlamadım,anlamamda uzun sürmedi.Türkiyede bir şarap evi açmaktan bahsediyormuş,Winehouse ingilizce Şarap evi demekmiş meğer...Victor Levi artık tarih olacak,keza ''AMY Şarapevi'' artık İstanbulda yerini alacak.Allah sonumuzu hayır eder işallah. De mi Amy?


Çip is BACK...Arada İkoncanlar da İnsan...


Uzun zaman oldu.Yoktum,biliyorum.Ve geri döndüm,yeter dedim.Hemde doğumgünü partimle döndüm.37. Yaşgünümü önemli insanlarla kutladım,zaten kimlerle beraber kutlamış olduğumu göreceksiniz.Davetlilerden biri Milli İkoncan idi.İkoncan diyince hep kafamda,Terminatör tarzı birşey yarattım.Aklım hep Sarah Connor Chronicles'a gitti.Ama yakından uzaktan alakası yokmuş.Bizim gibi insanlarmış onlarda.Nerden mi anladım? Beni karşısında görünce heyecandan 40 cm lik topuğunda dengesi bozulup yere düştükten sonra,kalçası moraran İkoncan'ı gördükten sonra,ona Voltaren önerdim.Ve anladımki,onlarda bizler gibi insan.nefes alıp,tabarrud eden kişiler...Neyse partiye dönecez...

21 Temmuz 2009 Salı

Ve Hakkımı Aldım...


İlk günden beri FaceBookta fazla mesai harcadığımı gören Zuckerberg,özel jetiyle beni yanına çağırdı.Bu kadar geç çağrılmamın kırıklığını jetlag de attım zaten.Girdik toplantı odasına başta havadan sudan sohbet ettik.Sonunda sadete geldi:''Çip,incredible bir kişiliksin.Senin gibi 3 adamım olsun,dünyada Book bırakmam.Yeminle...'' Ben sadece kafayı sallıyor,kendimi ağırdan satıyordum.Gerçi son günlerde 3 Kg almıştım,ağır abi sayılırdım.Ve önüme bir sözleşme uzattı,okudum,15 sayfaydı ama birşey anlamadım,çünkü sözleşme Japoncaydı ve benim japonca konuşmam vardı,okumam yoktu. Zuckerberg bana madde madde anlattı:'' Sana hisselerimden 0,758 ini devredeceğim.Aylıkta 12.568 Dolar hesabına aktarılacak.6 Ayda bir primde alacaksın.Hanukkah ve Roshashana da çift maaş alacaksın...'' Düşünmek için süre istedim,keza bana yemek parası vermeyeceğini söyledi.Ona hemen tokadı yapıştırdım:''Mark,life comes from throat...'' Ne demek istediğimi anlamadı,''Can boğazdan gelir'' i nasıl anlatabilirdim? Olsun,karın tokluğuna bastım imzayı...Hayırlı Ossun Aleme...


10 Temmuz 2009 Cuma

''Çip'' Sinema Filmi Olacak...İnşallah :)))

Kısa zamanda kendini çok sevdiren ''Çip'' karakterini senaryolaştırmaya karar verdim.Ve çalışmalarına başladım.Bakalım ortaya nasıl birşey çıkacak ama ben umutluyum...Güzel birşey olacağından,aşağıda ''Chip'' filminin Synopsisini okuyabilirsiniz:
ThE ChiP’

‘’Tarih’in taşları yerinden oynayacak…’’


Çip,çocukluğundan beri hayal aleminde yaşayan,37 yaşına gelmesine rağmen hala içindeki çocukla yaşamaktan mutlu olan bir adamdır. Aile şirketinde çalışmasının dışındada,senaryo yazmaktadır.Kızı ve Eşi’ne tapan biridir.

Moris ve İlyas; Çip ile aynı okulda okumuş.İleri zekalı 2 bilim adamıdır.Genç yaşta elde ettikleri başarılar ile Yurtdışında burslar kazanmış ve Dünya’nın sayılı bilim adamlarından olmuşlardır.Son 5 senede üzerinde çalıştıkları ‘’Zaman Kapsülü’’nün artık son aşamasına gelmişlerdir. Bu proje üzerinde çalıştıklarını onlardan başka kimse bilmemektedir. Artık zamanda yolculuk yapmak için her şey hazırdır:Yolcu dışında.Kendi aralarında konuşurlarken,yolcu seçiminde son derece dikkatli olmak zorunda olduklarının farkındadırlar.Bu kişi güvendikleri ve onlara inanan biri olmalıdır. Kafaya kafaya verdiklerinde akıllarına herhangi bir isim gelmez.Laboratuarda masalarını düzenlerken birden masanın üzerinden yere yıllık düşer ve bir sayfası açık kalır.İlyas ve Moris açılan sayfadaki resme bakarlar,ardından birbirlerine bakarlar.Aynı anda sevinç çığlığını basarlar:’’Çipppppp!’’

Ertesi sabah Çip’i ararlar.Çip onlarla dışarıda bir Cafe de buluşur.’’Kafanızı kaldırıp Kahve içecek zamanıda buluyormuşsunuz demek ki!!’’ İlyas ve Moris birbirlerini süzerler,artık konuya girmenin zamanı gelmiştir.’’Çip,farzetki zamanda yolculuk yapma şansın var.Nereye gidersin?’’ Çip,gülmeye başlar:’’Bilmem,ama gittiğim yerden kart atarım…’’ Kendi kendine gülmeye başlar,Moris ve İlyas son derece ciddidir. Çip’in gülmesi yavaş yavaş azalır.İkisine birden bakar:’’Lan,siz zamanda yolculuğumu buldunuz?’’ Moris panikle masada bulunan kahvesini döker,İlyasta paniklemeye başlar.Çip onları izler,kafasını sallar.

Çip’i laboratuar’a getirmişlerdir.Çip ‘’Zaman Kapsülü’ne bakar. Bu plajdaki soyunma kabinlerine benzemektedir. İlyas ve Moris ona her şeyi izah ederler. Kapsülün içinde kontrol paneli,onun etrafındada düğmeler vardır. Çip kapsülü incelemeye devam eder.Her dokunuşunda Moris ve İlyas panikler.’’İnsan bari daha küçük bir şey bulur,ne bileyim saat gibi bişey,hiç yaratıcı değilsiniz be!’’ Çip’i apar topar kapsülden çıkarırlar. Ve akıllarında ki soruyu sorarlar:’’Zamanda yolculuğa var mısın?’’ Çip gülmeye başlar.’’Varım tabi.Bekleyin çanta yapıp geliyorum.Ya siz lisedeyken çatlaktınız,şimdi kafayı falan sıyırdınız be!Benle dalga geçmeyin…’’ Çip sırtını dönüp uzaklaşmak üzereyken Moris ona seslenir:’’ İnsanlık için…’’ Kilit kelime kullanılmıştır,Çip geriye döner ve Moris ve İlyas’a sarılır.

Birkaç gün sonra Çip ile Laboratuarda buluşurlar.Büyük gün gelmiştir.’’Hanımla ufaklığa iş gezisine çıkıyorum dedim,gidipte dönemezsem ağzınıza sıçarım ha!’’ Moris ve İlyas kafalarını sallarlar ve Çip kapsüle girer,kapsül kapanır.içeride mikrofon vardır.’’Hangi yıla gitmek istiyorsun Çip?’’ Çip mikrofona döner:’’Fransız ihtilali olmasında neresi olursa olsun…’’ Gülmeye başlar.İlyas ve Moris huzursuzdur.Yaptıkları seçim hakkında tartışmaya başlarlar.O sırada Çip kapsülde bir vidanın gevşediğini görür:’’Ulan yapacaksınız tam yapın şu işi be salak herifler!’’ Cebinden anahtarını çıkarır ve vidayı sıkıştırmak için kullanırken,destek aldığı eli ile yanlışlıkla bir tuşa basar.Kırmızı ışık yanar.Moris ve İlyas hala tartışmaya devam ederler.Çip içeride panik olmuştur.Ne yapacağını bilemez ve başka bir tuşa daha basıp yanan ışığı söndürmeyi dener ama diğer tuşa basmasıyla makineden inanılmaz bir ses gelir.Moris ve İlyas’ta bir an korkarlar.’’Zaman Kapsülü’’ harekete hazırdır.Ama henüz bir tarih ayarı yapılmamıştır. Çip panikle ‘’Random’’ tuşuna basar.Ve bir anlık ışık demeti ile birlikte etraf karanlığa bürünür.Işıklar sönmüştür.Moris ve İlyas panikle çekmeceden aldıkları Fenerleri çıkarırlar.Kapsüle baktıklarında,görünen manzara karşısında şok olmuşlardır.Kapsül yerinde yoktur,yerinde dumanlar çıkmaktadır.Ve sevinmeye başlarlar,ardından İlyas’ın suratı asılır:’’Geriye nasıl dönecek? ‘’ Moris’in de yüzünde bir anda korku hakimdir:’’Geri dönüşü değilde,ya Tarihi değiştirecek bir şeyler yaparsa…’’ Moris ve İlyas inanılmaz paniklerdir.Elleri kolları tutmamaktadır.

Geniş bir çimenlik alanda bir adam uçurtma uçurmaktadır. Havada bozmak üzeredir.Gök gürlemeye başlar.Hemen ardından şimşek çakar.Şimşeğin çakmasıyla ‘’Zaman Kapsülü’’ oraya düşer.Uçurtma uçuran adam panikler,elinde uçurtmasını bırakıp heyecanla kapsüle koşar.Tam yakınlaşmışken içinden Çip çıkar.’’Sizin yapacağınız kapsülün be taaa mına koyiimmm!’’ Çip ile uçurtmayı uçuran adam göz göze gelirler. Çip gülmeye başlar:’’Ben kamera şakası yiyecek adammıyım be?Birde üşenmeden adamı giydirmişiniz.’’ Adam meraklı gözlerle Çip’e bakar. Çip etrafını gözler:’’Dekorda iyiymiş,masraftan kaçınmamışsınız bakıyorum.’’ Adam hala Çip’e bakmaktadır,dediklerinden bir şey anlamaz.Ve en sonunda sessizliği bozar:’’Hello Sir,My name is Benjamin Franklin…’’ Çip güler:’’Bende Muhammed Ali…’’ Gülmeye başlar,o sırada etrafına bir sürü kişi gelir,kendi aralarında konuşmaktadırlar.Kıyafetleri 1700’lü yılların kıyafetleridir.Yutkunur,hafif bir ağlamaklı bir ses tonu ile kendi kendine :’’Şimdi sıçtıkkk işte’’

Ve Çip tarih yolculuğuna başlar,Moris ve İlyas onun yolculuğunu tarih kitaplarından ve internetten takip etmektedir. Değiştirdiği her tarihi olay aynı anda Tarih kitapları ve internette de değişiyordur. Farkında olmadan Dünya Tarihi mi değişiyordu? Öyle bir şey olamazdı elbette ama yolculuk yapan kişi ‘’ÇİP’’ idi.Onun olduğu yerde her şey mümkündü…





Blog Ekle

6 Temmuz 2009 Pazartesi

''Çip'' G.Saray da...


Serveti haftalardır Fransaya götürdüler getirdiler.Bende bu arada galeyana geldim.Hasta bir G.saraylı olduğumu bilmeyen yoktur.Klübe de oldukça yakın olduğumu bilmeyen yoktur.Klüp binası ile işyerim arası 50 metredir nerdeyse...Servet ile isminden olsun çok samimiyet kurmuş biriydim,beni çok severdi''Çip abi ileri Çip birader geri'' bir ilişki söz konusuydu.Marsilya'ya transferini duyunca çok sevindim,o da benden kendisine Fransızca öğretmemi istedi.Kırmadım,başladık derslere un,deux,trois derken...La Fontaine'den Fabl bile ezberlemeye başladı.Hatta Fransız milli marşını baskısız tersten okuyordu.Tam gidiyordu ki,Marsilya vazgeçmiş.Sözde aldıkları Fransız oyuncu ile anlaşamayacaklarmış.Aradım yeni başkanı:''Senin kalıbın olsa beyaz peynir olurdun şeşo!'' Özürler diledi,ayağıma Jet yolladı,gitmedim,ben kaydım ve telefonun kapadım.Servet ile birebir konuştuk.En yakını bendim.Başkanımız Polat aradı:''Çip,sen ciddi G.saraylısın.Senden çok önemli bir ricam olacak...'' Kırmadım,ricasını kabul ettim.Ve 2009-2010 sezonunda G.saray formasını giyecektim.Servet'in bozulan moralini düzeltmem için için onunla beraber stoper oynayacak,maç içinde sohbetler edecektim.Ama Stoper oynayamam,orta saha göbek oynamak için Rijkaard'a bastırmaya başladım...Bakalım ya,çıktık bir kıyamete ,ulaşırmıyız alamete...Neyse kondisyon çalışması var,sora görüşürüz....

Jaws ile bire bir kontakt ....


Haftaya Mavi Yolculuk olayına girecem,ama ondan önce Jaws benim rüyalarıma giriyordu...Ve bu böyle gitmez dedim ve Mavi Yolculuk'u önceden keşfe gittim.1-2 gün çok sakindi ama 3.gün o mendebur etobur ortaya çıktı. Onunla sadece konuşmak istiyordum,ben ağzımı açtım o konuştum,o ağzını açtığında beni yutmaya çalıştı.Böyle bir saygısızlığı asla affedemezdim.''Büyüklük sende kalsın Çip'' dedim ve beni ağzından çıkarmasını bekledim.Ama açıkçası pek niyetli değildi,en sonunda ben ona dişlerimi gösterdim.Burnuna osmanlı tokadını patlattıktan sonra bayıldı.Hemen ağzından çıktım ve geldiğim tekneye gerekeni yapmalarını söyledim.Gereken yapıldı,yılların Jaws'ı sirkecide balık ekmek olarak halkla bütünleşti...Ben memnundum artık mavi yolculuğu 4 gözle bekliyordum...


2 Temmuz 2009 Perşembe

Yılın Adamı Ödülü...


Çok yer gezdim,çok insan tanıdım.Sevdim,sevildim,asla nefret etmedim ama kıl olduğum tipler oldu.beni çekemeyenler,sevmeyenler de oldu ama onlara şeyimi gösterdim,saygımı...Ve en sonunda Sene bitmeden yılın adamı oldum,Time sağolsun benimle röportajda yaptı.Soru cevap olarak,üstelik 3 yanlış 1 doğruyu götürmüyordu.keyifli 1 sohbet oldu,herşeyi anlattım:Ayakkabı numaramı...Palyaçoları neden sevmediğimi...Jaws'tan neden korktuğumu...herşey A dan Z ye Time dergisinde..Sevenlerimin alıp okumaları lazım,çünkü bu ayki satıştan primim var....

Lost'ta Manyak Samimi Ambians...


Son zamanlarda yediğimiz içtiğimiz Lost olmuştu.Zaten son sezonda oyuncu olarak yer aldığımı söylemiştim,arada birde İlyas ile beraber sete gidip,yeri geldi mangal yaptık,yeri geldi çay içtik,yeri geldi denizde deve güreşi oynadık...Bizde ekipten biri olduk çıktık ve en sonunda JJ'in yoğun gazı ile dublör olarak kullandılar bizi...ilyas renk itibarı ile Sayid'in ben ise Jin'in dublörü olduk...Ayrılmaz dörtlü olduk,yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu...Ambians manyaktı.Ta ki Sayid'in İlyas'a:''Brokeback Dağında Kayağa ne dersin?'' sorusuna kadar...İlyas'ın gözü döndü ve Sayid'e saldırmasıyla beraber setten kovuldu.Ben peşinden gitmedim,salakmıyım yaw...Ararım seni İlyas,yolun açık olsun...


29 Haziran 2009 Pazartesi

Törkiş Boni-Klayt!


Yapımcılar toplandılar kendi aralarında,filmler için konu bulamadıklarından yakınıyorlardı. Bir tanesi uyanık çıktı:''Amerika'yı tekrar keşfetmeye gerek yok.Yapılmış filmleri tekrar Türkiye'ye adapte edelim,başarı kaçınılmaz olur.'' dedi. Herkes kendi aralarında konuşurlarken parmak kaldırdım,rüzgarın nerden estiğini anlamak için ama bana söz verdiler,verilen sözü asla geri çevirmem.''Amerika'yı kimse keşfetmedi,Kolomb ile oraya mavi yolculuk bahanesi ile gitmiştik.Neyse konumuz o değil,bi ara onuda dile getiririm.Amerika da gişe yapmış ve hayran kitleleri edinmiş filmleri tekrar çekmeye ben varım.Hatta bir tane hazır bende...'' Heyecanla beni dinliyorlardı,laptopumu açtım ve herkesin gözüne soktum:'' Faik ve Safiye alın size Turkish Bonnie Clyde...'' Ayağa kalkıp alkışlamaya başladılar,omuzlarda gezdim.Tebrikleri kabul etmek için bir eleman ihtiyacı bile duyuyordum o an. Ve ''Faik ve Safiye'' motor denmek için gün sayıyordu.Konusuda şöyleydi:
''Safiye yaşadığı Jet-Ski faciasının ardından,3 ay terapi görür.Terapiden çıktığı gün kafasına düşen saksının yaprağı artık bardağı taşırmıştır. Kişiliği Agresifus Saldırganus'a dönüşür.Ve sağa sola saldırmaya başlar.Metris cezaevinden tahliye olan Faik ile çay bahçesinde tanışırlar. Künefe çalmaktan 25 sene hapis yatan Faik,ilk gördüğü kadınla evlenmeye yemin etmiştir mahpushanede,sabunu düşürme tehlikesi ile 25 sene yıkanmayan Faik'i zenci sanan Safiye onunla geri dönüşü olmayan bir yola girmişlerdir...''

26 Haziran 2009 Cuma

Fenni Sünnetçi İlyas...


Humanistir...Hayvan sevgisiyle dolup taşar,Botanik aşığıdır...Vejateryendir,sadece tabuk kanadı yer...Ama herşeyden önce insandır İlyas,adam gibi İlyas...Hasta Beşiktaşlı olmasıda cabasıdır.Sene başında içki sofrasında:''Çip,bu sene Beşiktaş şampiyon olsun,dile benden ne dilersen!!!'' Yanımda Mursi,birbirimize baktık,Mursi entersan bir adam Nörolog yerine Ürolog'a giden bir delikanlı.Güldü:'' Olsun,toplu sünnet şöleni yap!'' İlyas ta içkinin etkisiylke:''Tamam lan,yapmayan g..ttür!'' dedi. Beşiktaş şampiyon olduğunda tam tura çıkacakken,Mursi onu dürttü:''Lan İlyas,şölen ne olacak ha?'' Dediğim gibi hümanist bir insandı,verdiği sözü tutmak zorundaydı.Çok para harcadı,345 çocuk demek 345 kesilecek pipi demekti. ''Çip,sünnetçiye ödeyecek param kalmadı.Biraz borç versene!'' Yutkundum:'' Olsa dükkan senin oğlum,1 sevap işleyecen tam işle bari,sen neden kesmiyorsun? Sevap çarpı 5 felan olur!'' dedim. Sevaba inanan bir kişiydi kendileri.Tamam dercesine yüzünde oluşan tebessümün ardından hemen onu dışarı çıkardım.10 tane makas aldım,parmaklarına monte ettim. Ve yürü dedim...345 çocuğu 35 dakikada sünnet etti. Artık aziz olmuştu ama pestilide çıkmıştı,hemen deklanşöre bastım.Bu mutlu anı resmettim....


Seni Özleyeceğiz Michael....



Senin şarkılarınla dans etmeyi öğrendik,geri geriye topuk yürüyüşü yaparken nerdeyse ayağımı kırıyordum.Korku filmlerinden korkmamayı Thriller ile öğrendim.Türkiye'ye konsere geldiğinde bir gece öncesi uyuyamadım heyecandan.Efsane ile bütünleşme heyecanı uykumu yenmişti.Konsere giderken arkadaşlarıma şaka yaptım:''Konser iptal'' diye,güldüler ama kısa zaman sonra ağlayanlar oldu.''Çip,şom ağzının içine edeyim...'' diyenler oldu.Ama aralarında aslında en çok bana dokundu seni izlememek,eve gelip senin kliplerini çektiğim video kaseti 2 kere arka arkaya izledim.Ama sen tekrar geldiğinde bu sefer ağzımı çoktan bantlamıştım ve seni sahnede izledim...Doya doya,bıkmadan...zamanın durmasını ve o anın bitmemesini istedim Michael...Dedim ya,dans etmeyi ve müziği biz 80 jenerasyonu seninle öğrendik,kızımı da senin şarkılarınla büyüteceğim,buna emin olabilirsin.Huzur içinde yat Efsane...


19 Haziran 2009 Cuma

Evli evine,Köylü Köyüne...


''Şatafattan bıktım Çip,bildiğin gibi değil...'' diye telefon açı Beckham,hemde sabahın köründe. Hemen teselli ettim.Al hanımı,çoluk çocuğu gelin misafirim olun dedim. Telefonu kapadım.wonDOr woman merak etmişti kimle konuştuğumu:''Çip,kim bu sabahın köründe?'' Güldüm.''Bizim David...'' wonDOr güldü:''Gene çocuğuna isim bulmanı mı istiyor? Özellikle Brooklyn'den sonra...'' Alınmıştım,David benim kankamdı, dostluğumuzun köprüsü asla yıkılmazdı.Bu nedenle onun ufaklığına köprü ismi koymak istedim:'' Haliç,Boğaziçi,Galata,Saraçhane... alternatiflerden bir kaçıydı.Ama sonunda Brooklyn'e karar kıldık. Neyse,çoluk çocuk geldiler,evimde ağırladım. Bizim Selocan da sağolsun özellikle Romeo'yu çok sevdi.''Daha basit 1 hayat istiyoruz Çip...'' diyerek sadete girdi. Bu konuda ciddiydi.Akıl fikir alışverişi en sonunda bir çözüme bağlandı. Köyde yaşamaya karar verdiler. Temiz hava,oksijen,dengeli beslenme,çocuklarının çiftçi yetişmesi...Ve Beckham ailesi köye yerleştik.bende birkaç gün bari kılavuz olayım dedim.İnek sağmayı beraber öğrendik.Genelde Victoria sadece sütü ısıtmayı beceriyordu.Ama Beckham ailesinin çehresi sayemde çok değişmişti.

17 Haziran 2009 Çarşamba

LOST'un sonunu beklemeyin Çözdüm...Part 5


Lost'u aynı hızla çözmeye devam ediyorum,bu sefer ki kahramanımız 10 elinde 10 marifet Locke...
İstanbul da zor günler geçiren Locke'un parasızlıktan ağzı kokmaya başlamıştır. Bu kokuyu yerli dişmacunu üreticisi İpana bile giderememiştir.İsviçreli bilim adamlarının bu sefer toplanma sebebi budur.Ama gene bir çözüm çıkmaz. En sonunda yanıma gelir Locke:''Ya Çip,biliyormusun? Ben çok cahil bir adamım.Aramızda kalsın ama öyleyim...'' Güldüm:''Olum,senin cahil olduğunu Dünya gördü,babana böbrek kaptırman Dünyanın dilinde.Sen ne okudun bakiyim?'' Kafası önde,üzülmüş bir şekilde soruma cevap arıyordu:'' Bana bir kuşburnu söyler misin?'' diyerek sorumu değiştirmek istedi ama ben keline vurdum bir tane,cevap istiyordum:'' İlkokul terk Çip.Saklambaçta mızıkçılık yapan bir arkadaşımı 5 yerinden şişledim.'' pişman olduğu belliydi.Teselli ettim. Hemen Acun'u aradım,''John Locke Okumak İster'' konulu bir Var mısın? Yok musun? yarışması düzenledik.Toplanan paranın küçük bir bölümü ile onu okula yazdırdık.Diğerini ise Rajiv Gandhi yaptım. Locke Liseyi birincilikle bitirdi.Şimdilerde de Boğaziçi Üniversitesi İsviçre Çakısı Ar-Ge bölümünde okuyor...Okuyor,inşallah adam olacak...

13 Haziran 2009 Cumartesi

2.5 Porsiyon Adam...


TV lerimizde Sit-Com eksikliği aynen devam ediyor.Bir baba yiğit çıkıpta ben de Sit-Com yapıyorum diyecek gücü bulamıyor kendinde.Ama ben diyorum:''Güç bende artık...'' Senaryosu ve Hikayesi Bakkal Eşref'e ait :''2.5 Porsiyon Adam istermisiniz Madam.'' isimli dizi için ABD den Charlie Sheen özellikle DHL ile getirildi. Bunda benimde çok büyük faktörüm vardı.Keza DHL'in sahibini iyi tanıyordum.Neyse geldi,tanıştık Charlie ile.Beni simayen tanıyormuş,olabilir dedim.Dizi de biz kardeşiz,o uçuk kaçık,ben içine kapanık,karısından banduzu yemiş ezik bir babayı canlandırıyorum. Oğlum rolünde ise Caner var. Çekimler gayet neşeli geçe dursun,ziyarete geldi 1 gün Ahmet Dursun.Caner'e şişe kola getirdi.Halbuki sette Caner'in eline şişemsi ürünler verilmeyecekti,suyu bile pet bardakta içiyordu. Kolayı dikti,ardından önce Ahmet Dursun'a,ardından kendi kafasına şişeyle vuran Caner yoğun bakıma girdi.Ahmet ufak sıyrıklarla atlattı ama olan bizim projeye oldu gene...Opppsss!

Kültür - Sanat Alışverişi...

Kitap kurdu değilimdir. Olmak isterdim belkide ama olamadım. Ama güzel kitaplarıda eş dostlarla paylaşırım.Ferrarisini Satan Bilge'yi okudum.Çünkü arabayı satın alan bendim,benim hakkımda neler düşündüğünü merak ettiğim için okudum. Çok eski bir arkadaşım olan Ahmet'te yaşadıklarını kitap altında topladı.Bana her anlattığında ağzım açık dinlediğim hikayelerini,benim gazımla kitaplaştıran Ahmet'in kitabı:''Çöl Anılarım.'' seçkin kitap evlerinde satışa çıktı. Kitabın film haklarıda bende.Yanlız ''Ayı''yı oynayacak oyuncu için sıkıntımız var,LOST ta oynayan kutup ayısı Flurby,yoğun programından dolayı teklifimizi kabul etmedi. Ben de en son olarak teklifi Recep İvedik'e götürdüm.Ayrı kutupların insanları olduğumuzu söylesede ,düşünmek için zaman istedi...Çok güzel film olacak.Özellikle Ahmet ile Ayı'nın bire bir sahneleri bayağı ses getirecek...

12 Haziran 2009 Cuma

Hollywood da Çip Fırtınası...

Anlattıkça anlatıyorum,sizler duymaktan bıktınız,ben söylemekten bıkmadım.Hollywood da manyak bir etkim var...Genellikle projeleri üretirim,onlar üzerlerinde biraz oynayarak film yaparlar.İlk kıvılcımı çakan kişi hep ben olurum. Bebek Cafe de oturuyorum,elimde gazete,diğer elimde kahve,diğer elimde sigara,diğer elimde açma.Şaşırdınız değilmi?Ahtapot'un kollarını haftasonluk ödünç almıştım.Neyse,keyif dorukta:''Çip naber?'' Aaaa,bir baktım Hakan Peker. Çokta severim.Sarıldık,sarmalandık.Sohbet sohbeti açtı.Keyifsizdi. Hemen moral verdim:''Sıkma tatlı canını okşa bostan patlıcanını.'' Güldü,ardından ben aklımdakini ortaya çıkardım:''Hakan ya,filmde oynamak istermisin? Sana özel seni anlatan bir film?'' Şaşırdı,heyecandan çayı üzerime döktü:''Hay senin içeceğin çayın da...'' Özür diledi ve ben fikrimi söyledim.''Senin en hit şarkının isminden bir film yapalım...'' Hemen ayağa kalktı ve sağa sola atlayıp zıplamaya başladı:''Bir efsaneydi efsaneydi senle beraber olmak...'' Arada cafedeki bütün masalar talan oldu,apar topar onu dışarı çıkardım.''Bir efsaneydi...filmin adı. Senaryosunu yazacam.Okeymiyiz?'' çakıştık,ben senaryosunu yazdım.Hollywood'a yolladım. 1 sene cevap gelmedi ve bir gün sinemada Will Smith'in ''I am Legend'' filmini görünce düşüp bayıldım,ayılır ayılmazda avukatımı aradım...Yargı süreci devam ediyor...




11 Haziran 2009 Perşembe

LOST'un sonunu beklemeyin Çözdüm...Part 4


LOST aydınlanmaya tam gaz devam ediyor.Bu sefer gözükara yakışıklı doktorumuz Jack Shepard:

İstanbul'a alışamadı bir türlü Jack...Önceleri dil sorunu çekmeye başladı,ardından da Derek Shepard ile akraba olup olmadıkları dedikoduları onu hayatından bezdirdi. Bir sabah telefonla uyandım.Acil köprüye çağırdılar beni.Yolda giderken ufak bir detayı atlamıştım,Boğaziçimi?Fatih Sultan Mehmetmi? İçgüdülerim çok kuvvetliydi.Boğaziçi köprüsünü seçtim,gene yanılmamıştım.Köprü üzerinde trafik durmuştu.Arabamdan indim kalabalığa koştum. Benden başka koşanlarda vardı.Geleneksel Asya-Avrupa maratonu koşuluyormuş. Korkuluklarda biri asılıydı,bu Jack idi.Yanına kimseleri yaklaştırmıyordu.''Çipppp,Allahıma şükürler olsun!'' dedi...Derdini dinledim,istanbul da kendini bulamamıştı.Bunca sene doktorluk okuyup,doktor olmasına rağmen iş bulamadığından yakındı bana.Sırtını sıvazladım:''Bu kadar Hipokrat yemini ettim Çip...'' Korkma çarpılmazsın dedim. Hemen üzerine atladım ve onu içeriye çektim.Alkışlar koptu,yanımıza bir adam geldi.''Çip,benim hastanem var.Jack'i bana yolla lütfen!'' Melek gibi bir adamdı,Jack'e göz kırptı,ardından öpücük attı.Sevgiden sandım. Ertesi gün Jack iş için o hastaneye gitti. 2 Ay Jack'ten haber alamadım.Ani bir ziyaret yapayım dediğimde,Jack'in fabrika ayarlarında oynama olduğunu gördüm.''Hoşgeldin Çip,yeni formatımı nasıl buldun?'' Bulunacak birşey yoktu,Jack değişmiş,Jackie olmuştu...Bana çay getirmeye gitti,bende hemen o hastaneden topukladım...

çok Böyük İskender...Yoğurtlusundan

Benim bildiğim tek vadi vardır.O da yıllardır iki ailenin birbirlerini yiyip bitirdiği Yeşil Vadi. Kurtlu olanını sevmiyorum.Neden mi? Siz kurtlu elma sever misiniz? Yoooo..Eeee,o zaman bende Vadinin kurtlusunu sevmiyorum. Orada bir karakter var İskender Büyük,sonunu başına al Büyük İskender. Şimdi o grup Muro the Kıro'dan sonra yeni bir film yapmaya hazırlanıyormuş.Bu sefer kahraman bu büyük insan olacakmış. İsmide KURTLAR VADİSİ CLAUDİO...Claudio'yu araştırdım ve bunun G.Saray'ın eski kalecisi Taffarel olduğunu öğrendim. Filmin konusunu daha çok merak etmek üzereydim ki telefonum çaldı,Taffarel arıyordu:Bayağı bir konuştuk telefonda,yaklaşık 2 saat.O konuştu ben dinledim,o konuştu ben dinledim.Telefonu kapattığımda ağzım açık aldı.Şoktaydım.Çünkü ben brezilyaca bilmediğimden söylediği hiçbirşeyi anlamamıştım. Sinirlendim,hemen Şaşmazlara ulaştım.Daha ortada senaryo yokmuş. Ama ön planda Büyük İskender'i istiyorlarmış.Oliver Stone'u aradım:''Ya Oliver,sen Alexader 2'yi çekmeyi düşünüyormusun?'' Güldü:''Çip,senin bu sorularına hastayım ben ya.Platoon 2'yi de çekelim diye ısrar ediyordun.Bazı filmlerin ikincisi olmaz....'' Bu sefer ben gülmeye başladım:''Senin haberin yok bizim ülkede yellensen film yapıyorlar.Al kameranı gel...'' Sağolsun aldı geldi.Ve beyin fırtınası başladı...Ve senaryoya karar verdik,buna göre İskender Kebabın tarihçesini filme çekecektik, hem Türkiye tanıtım fonundan da para alacaktık.Herşey hazırdı,tek büyük sorun vardı.Büyük iskenderi oynayacak oyuncunun ağır konuşmasıydı.120 dakika olan film,onun ağır konuşmasından dolayı 250 dakikaya çıkmıştı. Benim zekam sayesinde filmi 90 dakikaya indirdik.Büyük İskender'i sağır ve dilsiz yaptım...Ama esas film oldu.İzlemek lazım!!!


10 Haziran 2009 Çarşamba

Belgrad Ormanından Sherwood Ormanına...

Baymıştı Belgrad ormanı.Hem yürüyüş pisti,hem aynı tip atraksyonlar.Sıkılmıştım. Hem hava değişimide gerekliydi.Hemen atladım uçağa,istikamet Büyük Britanya. İner inmez hemen soluğu Sherwood ormanında aldım. Doğa ve Ben yanlız,romantik dakikalara şahitlik yapıyorduk. Bir öğlen gene yabançileği topluyordum,anneme yollayacak,bana reçel yapacaktı.Ve birden ağaçtan biri atladı.Üzerinde tayt vardı,kafasında kesik bir şapka ve üzerinde tüy.Bana doğru yürüyorlardı:''Hayırdır Halloween partisi mi var?'' Cevap vermediler,ben elimdeki yabançileklerini onlara yar etmemek için hızla yedim.O kılkuyruk yanıma geldi:''Cebinde ne varsa alalım lütfen?'' Güldüm,cebimdekileri çıkardım.Üzerimde TL vardı.Aldı şaşırdı.''Bu ne parası?'' Güldüm:''Türk parası beğenemedin mi? Hem sen kimsin paşam? Bu ne kılık kıyafet,böyle Taksimde gez,sağlam parmak yersin...'' Yanındaki adamlar gülüyordu,o gülmedi:''Benim adım Robin Hood...'' Güldüm:''Anşante Mösyö,ben de Çip'' diyip elimi uzattım. Adamlarından birinin çığlığı ormanı inletti:''Çiiippp...Çiipp...Çiiipppp(Ekosu)'' Herkes şaşırdı,beni selamladılar.Robin de mahcup oldu:''Kusuruma bakmayın tanıyamadım abicim.'' dedi.Yanağına patlattım şaplağı.Nedir bu hırsızlık olayı dedim,bana zenginden alıp fakire verdiklerini söyledi.Kahkahalarla güldüm:''benim geldiğim yerde fakirden alıp zengine verirler,sen kafayımı yedin Robin...'' Kahkahalarla gülüyordum,Robin utandı,kafası önde ormanı terk etti.Bir daha onu gören olmamış.Son aldığım duyuma göre bir tatil köyünde okçuluk dersi veriyormuş.

Pinokyo'nun uzayan şeyi aslında....

İlkokulda beraber okuduk onunla.Güleç yüzlü,şeker oğlandı Pino. Tahta olmuş,odun olmuş,kalas olmuş hiç farketmez,bizim için cana can katan bir arkadaştı. Babası Gepetto onu çok severdi,annesi olmadığından onu sevmeyenler P..ç yakıştırması yapıyordu.Onu bu durumda teselli eden hep ben oluyordum:''Ya Pino,takma bunları canım,bak bana Çip diyorlar.Tersten oku...'' Hemen cevepladı:''P..ç'' Kafasına vurdum,elim acıdı:''İçinden oku dedik.'' Güldü,o günden sonra hep beraberdik zaten. Ve Tarih sözlüsüne kaldırılmıştı,hiç çalışmamıştı.Bir şekilde sıyrılmak istiyordu.Öğretmen sordu:''Bana Talas ırmağı savaşını anlat.'' Pino yutkundu ve sallamaya başladı:''Dün akşam elektrikler yoktu,trafo patladı ve elektriksiz oturduk bütün akşam Örtmenim...'' Ve birden Pino'nun pantalonunda bir hareketlenme gördük.Pino devam ediyordu:''Mum yakmak istedim ama ev o kadar soğuktu ki yakamadım,her yaktığımda sönüyordu..''Ve Pino'nun pantalonu patlayacak gibi oldu ve patladı.Dışarı çıkanı gören kızlar bir anda çığlığı bastılar,benim ise midem kalkmıştı.Teneffüste oturup aramızda konuştuk,yalan söylediğinde cinsel organı uzuyordu.garip geldi bize,tam çözüm bulacaz derken,okulda küçüklü büyüklü bütün kızlar Pino'nun önünde kuyruk yaptı.Söylediği her yalana,10 TL ödediler. Pino'nun ünü okulu aşmış,Finlandiya'dan bile onu görmeye gelenler oluyordu.Bir tarafı kalkmıştı,bu bizim Pino olamazdı.Yüzümüze bakmıyordu artık.Bu beni oldukça üzüyordu ve en sonunda bir akşam peruk takıp müşteri olarak yanına gittim,yalan söylemek üzere iken hemen dayadım eteri..Bayıldı ve Gepetto babaya götürdüm.Onu yaparken burun ile cinsel organ kablolarını ters bağlamış.Düzelttik. Çok huzurluydum.Pino'ya geri kavuşmuştum...diye düşünürken o artık bambaşka bir kişilik olmuştu.Yalan'a tövbe etmiş,Umre'nin yolunu tutmuştu...